Kendine Gel ve Düzel Güzin Abla
Freud eşcinselliği heteroseksüelliğe çevirmenin başarı şansının tam tersini gerçekleştirmek kadar olduğunu söylüyor.
NİL GÜN
Ne hazin bir dünyada yaşıyoruz. Bir önyargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan daha zor.
Einstein
1970'li yılların başıydı. San Francisco'da gittiğim okulda "Interpersonal Psychology" dersinde hocamız bize "kendini paylaşma" ödevi vermişti. Hocamıza göre kendimizi paylaşmak, insanlar arasında yakınlaşmayı ve sağlıklı iletişimi sağlayan en etkin yoldu. Hepimiz sırayla kürsüye geliyor, kendimizle ilgili bir şeyi açık yürekle sınıf arkadaşlarımızla paylaşıyorduk.
Sıra Ted'e gelmişti. Ted, sınıfın sessiz, sakin öğrencilerinden biriydi. Ince, uzun boylu, atletik yapılı, açık kumral, bıyıklı temiz yüzlü bir gençti. Ted çekingen adımlarla kürsüye geldi. Bir yutkundu, iki yutkundu ve "eşcinselim" dedi.
Uzun bir sessizlik. Zil çaldığında tüm sınıf adeta söz birliği etmişcesine Ted'i tecrit eden bir tavır almıştı. Hayatımda ilk kez eşcinsel olduğunu açıkça söyleyebilen biriyle karşılaşmıştım. Ben de şaşkındım. Ama Ted'in cesaretine duyulan hayranlıkla karışık bir şaşkınlıktı bu. Onu kucaklayarak, birlikte kahve içmeyi teklif ettim.
Ted'le dostluğumuz yıllar boyu sürdü. O bir daha sınıfa gelmedi. Ama biz sık sık görüşmeyi sürdürdük. Hatta Ted, benim dışarıya çıkmam gereken akşamlarda gönüllü olarak iki oğluma "babysitter"lık yapıyordu. O çocukları, çocuklarım da Ted'i çok seviyordu. Ted, bir gün baba olacağının hayalini kuruyordu. Hatta bana "taşıyıcı anne" olmam konusunda takılıyordu.
Çok bilmiş tanıdıklarım beni, oğullarımı bir eşcinsele emanet ettiğim için eleştiriyordu. Ben de bu önyargıları karşısında onları bilgilendirme ihtiyacını duyuyordum. Küçük çocuklara cinsel taciz yapanların eşcinsel değil, pedofilik olduğunu söylüyordum.
Pedofili suçlularının çoğunu heteroseksüel erkekler oluşturur. Bir eşcinsele oğlan çocuklarınızı emanet etmeyin mantığına göre, hiç kimse kız çocuklarını, erkek akrabalar dahil, heteroseksüel bir erkek bakıcıya da emanet etmemelidir.
Bu önyargı, eşcinselliğin bir sapıklık olarak yargılanmasından kaynaklanıyor. Pedofili gerçek bir sapıklık. Ne yazık ki çoğu insan iki kavramı aynı patolojik kefeye koymakta bir sakınca görmüyor. Günümüz Türkiye'sinde maalesef hâlâ bu önyargılar geçerliliğini koruyor.
California'da eşcinseller verdikleri zorlu mücadeleler sonucunda bugün birçok hak elde ettiler.Yine de hâlâ birçok "insan hakkı"ndan heteroseksüel görünenler kadar yararlanabildikleri söylenemez. Ama 1970'li yılların başında Amerikanın en liberal şehirlerinden biri olan San Francisco'da "dolaptan çıkan" Ted'e "normal" gençlerin gösterdiği bu tepki, isyankar ruhumda derin farkındalıklar yaratmıştı. (Dolaptan çıkmak eşcinsel yönelimin gizlenmesinden vazgeçmek anlamına gelen bir deyim.) Üstelik bu gençler psikoloji eğitimi alıyordu.
Tabii, sevgili dost insan Ted'le ilgili anılarımı durup dururken paylaşmıyorum sizlerle. Günümüz Türkiye'sinde bir büyük gazetede günlük yazıları yayınlanan her derde deva bir Güzin Abla'mız var.
Amerika'nın Güzin Abla'ları olan Ann Landers ve Abigail van Doren kardeşlerin "Dear Ann" ve "Dear Abby" köşelerine gelen mektuplara verdikleri yanıtlar on yıl, yirmi yıl öncesine göre farklılıklar gösteriyor ama bizim Güzin Abla'nın verdiği yanıtlarda hiçbir değişim ve gelişim söz konusu değil. Ann ve Abby hata yaptığında ya da yanlış bilgiler verdiğinde okurlardan özür dileme inceliğini gösteriyor, ama Güzin Abla?
Güzin Abla geçenlerde bir okur mektubuna verdiği yanıtla eşcinselleri ayağa kaldırdı. Bu konuda internetteki eşcinsel sitelerinde haberler çıktı ve email listelerinde tartışmalar yapıldı. Izmir'den yazan N.A. adlı okurun mektubu kısaca şöyleydi:
"Güzin Ablacığım, yirmi beş yaşındayım, bir şirkette çalışıyorum. Beni annemle teyzem büyüttü. Henüz cinsel tecrübem olmadı. Kızlarla ilgim olmadı. Erkeklerle de. Işyerimdeki arkadaşlar, sen nasıl erkeksin kızlarla ilgilenmiyorsun, eşcinsel misin, diye bana takılıyor. Alay ediyorlar. Yürürken kırıtıyor, konuşurken ellerimi oynatıyor, yumuşak hareketler yapıyormuşum. Ben eşcinsel miyim? Insan eşcinsel olduğunu nasıl anlar?"
Güzin abla bu mektubu şöyle yanıtlamış: "Oğlum kendine gel. Neden eşcinsel olacakmışsın ki? ...Ama sen erkeklere karşı cinsel çekim duymuyorsun. Hiç cinsel deneyimin olmamış. Kendini toparlayabilir, kızlara karşı daha ilgili olabilirsin... Silkinerek kendine gelmeye çalışabilirsin. Baktın ki hareketlerin pek efemine, şöyle erkekçe davranmaya, erkekçe giyinip ona göre konuşmaya çalış. Istersen az zamanda çok başarı elde edebilirsin... Ben birkaç çocuk bilirim senin gibi efemine halliyken aklı başına gelince kendini pek âlâ düzelterek mükemmel şekle sokmuştur. Sen de hemen düzelmeye bak. Kız arkadaşlar edin, onlarla yakınlık kur. Seni seven bir genç kız olursa her şey değişir üzülme."
Güzin Abla'ya göre, eşcinsel olduğundan şüphe eden biri, silkinerek, erkekçe davranarak kendine gelebilir, kendini düzelterek mükemmel şekle sokabilir. Mükemmel şekil dediği şey nasıl bir şeydir acep? Ne kadar erkek olduğunu gördüğü her kadına sarkarak ispat eden hanzolar da mükemmel erkekler sınıfına giriyor mu?
Izninizle ben de Izmirli N.A'nın mektubuna bir yanıt vermek istiyorum. Sevgili N.A. oğlum, kendine gel. Ister eşcinsel, ister heteroseksüel ol, önce kendini olduğun gibi kabul etmekle başla kendine gelmeye. Kızlarla ilgin olmadığını söylüyorsun. Peki, sana eşcinsel misin, diye takılanlara ilgi duyuyor musun? Onların seninle ilgilendikleri ortada.
Cinsellik üzerine yaptığı araştırmayla büyük yankılar uyandıran Dr. Kinsey, "Eşcinsellik birinin olduğu bir şey değil, yaptığı bir şeydir" der. Yani eşcinsellik bir kimlik değil, bir davranış biçimi.
Freud, eşcinsel oğlunun düzelmesi için kendisinden yardım isteyen bir anneye yazdığı mektubunda şöyle der: "...Eşcinselliğin bir avantaj olmadığı kesindir ama aynı zamanda utanılacak bir şey de değildir. Günah, rezillik de değildir ve bir hastalık olarak da sınıflandırılamaz. Bunu gelişim dönemindeki belirli bir tutukluluğa bağlı olan cinsel işlevin bir varyasyonu olarak ele alıyoruz. Eski ve modern zamanlarda pek çok saygıdeğer kişi eşcinseldi ve bunların arasında çok büyük kişilikler de vardı. (Eflatun, Michelangelo, Leonardo de Vinci, Walt Whitman, Oscar Wilde, Büyük Iskender vb.) Eşcinselliği bir suç olarak görmek hem büyük bir haksızlık hem de zalimliktir."
Freud, eşcinselliği heteroseksüelliğe çevirmenin başarı şansının, tam tersini gerçekleştirmek kadar olduğunu söylüyor.
Sevgili N. A. Seninle alay edenlere eşcinsel olup olmadığını henüz bilmediğini söyle ve onlara Dr. Kinsey'in raporundaki oranlardan bahset. Erkeklerin yüzde 37'sinin yaşamlarında en az bir kez eşcinsel deneyim yaşadığını, 35 yaşına kadar bekar kalmış erkeklerin yüzde 50'sinin ve tüm erkeklerin yüzde 10'unun 16-55 yaşları arasında en az üç yıl süresince yalnızca eşcinsel ilişkiler kurduğu konusunda bilgilendir.
Acaba seninle alay eden erkekler hangi orana dahil? Kendi cinsel yöneliminden emin olan bir erkek, başkalarının cinsel yönelimiyle böylesine ilgilenmez. Psikolojide, "yansıtma" denilen bir savunma mekanizması vardır. Kişi kendi "kötü" arzularını başkalarına maleder. Kişinin en çok eleştirdiği, alay ettiği, diline doladığı şey, muhakkak kendisinde olan bir özelliktir. Homofobik erkekler işte bu yansıtma mekanizmasını kullanır. Gündüzleri, eşcinsellerin "ortadan kaldırılmaları" gerektiğini savunan bıyıklı erkeklere geceleri gey barlarda sıkça raslanır. Onlar travestilerin de sadık müşterileridir ve çoğu da evli ve çocukludur. Yani "mükemmel şekle" sahiptir.
Kinsey'in oranlarına baktığımızda, katıksız heteroseksüel ve katıksız eşcinsellerin oranı aralarda bir yerlerde olanlara göre azdır. Bu nedenle insanların cinsel yönelimlerini etiketlemek abestir. Eşcinselliğin doğaya aykırı olduğunu söyleyenler, hayvanlar alemindeki eşcinsel davranışların sıklığından bihaber olmalı.
Eşcinsellik üremeye aykırıdır, doğaya değil. Heteroseksüeller de sadece üremek için seks yapmıyor. Sevgiyi, hazzı paylaşmak için de sevişiyor. Doğum kontrol metodları da üremeye aykırıdır.
Eşcinsellik doğuştan mıdır? Tek yumurta ikizlerinden biri eşcinselse diğerinin de eşcinsel olma oranı yüzde 50. Çift yumurta ikizlerinde ise bu oran yüzde 24'e düşüyor. Eşcinsellikte genetiğin bir rolü olduğu ortada ama tek başına diğer yüzde 50 oranını açıklamaya yetmiyor. Dominant anne, pasif baba ortamında yetişen erkek çocuklar arasından daha yüksek oranda eşcinsel eğilim çıktığı da biliniyor. Ayrıca yetişkin eşcinsellerle yapılan mülakatlarda yüzde 72'si çocukluk döneminde "hırlı gürlü" oyunlar yerine okuma, müzik gibi tek başına yapılan etkinlikleri tercih ettiğini, spora, yaşıtlarından daha az ilgi duyduklarını söylemişlerdi.
Dünyadaki altı milyar insanın her biri kendine özgü bir varlık. Her bireyin kendine özgü biyolojik ve genetik yapısı, doğası ve yetiştirilme tarzı, biriktirdiği yaşam deneyimleri ve bu deneyimlerden etkilenme tarzı var. Hiçbir şey tek başına neden eşcinsel olunduğunu açıklamaya yetmiyor...Ve eşcinsellik insanlık tarihinin başlangıcından itibaren var. Ne dinsel, ne toplumsal baskılar bu gerçeği ortadan kaldırabildi. Sadece "dolaba soktu".
21. yüzyılın başında insanlık henüz insanımsı yaratık olmayı aşamadı. Ama bir gün insanlığımızı keşfedeceğimize, etnik, dinsel, cinsel önyargıların sona ereceğine inanıyorum. Einstein'ın söylediği gibi, "Bugün teknolojinin insanlığı aştığı kesin. Birgün insanlık teknolojiyi aşacaktır" ve insanlık önyargıların ne kadar akıldışı olduğunun bilincine varacaktır.
Antropolojik araştırmalar, anaerkil toplumlarda eşcinselliğin aşağılanmadığını, hatta bazı toplumlarda değerli unvanlarla taltif edildiğini gösteriyor. Eşcinselliği aşağılayan, asan kesen, öldüren, dışlayan toplumların ortak özelliği ise ataerkil toplum ve ataerkil dinsel yapılanma içinde olması. Yani erkek egemen toplumlardaki enerkek güçlüler, eşcinselliği kendi erkekliklerine, üstünlüklerine, güçlerine yapılan bir saldırı olarak algılıyor. Ayrıca bastırılmış duygular da tehdit altında oluyor. Öyleyse yansıt ve kendi gölgeni yok et!
Gölge, gölgeyi yaratan ortadan kalkmadıkça yok edilemez.
Sevgili Izmirli arkadaşım, ben de sana Güzin Abla gibi önerilerde bulunmak istiyorum. Herkes cinsel yönelimini değişik yaşlarda fark eder. Kimi üç yaşında, kimi elli üç yaşında. Eğer kızlara ilgi duyduğunu fark edersen mesele yok. Toplumun ikiyüzlü ahlâkına uyumlu bir şekilde gül gibi yaşayıp gidersin. Eğer erkeklere ilgi duyduğunu fark edersen birçok seçimin var.
Bir; kendini toparlayabilir, erkekçe davranır, erkekçe konuşur ve giyinebilir, hatta bıyık uzatabilirsin. Aklın iyice başına geldiğinde, şöyle cinsellikten hiçbir şey anlamayan iyi ve namuslu bir aile kızı bulup evlenirsin. Bakire kız bulmaya özen göster ki seni kimseyle kıyaslama olanağına sahip olmasın. Gözlerini kapayıp birkaç kez de vazifeni yaptın mı nurtopu gibi çocukların da olur, erkekliğini hepten kanıtlamış olursun. Az zamanda çok başarı elde etmek ve mükemmel erkek olmak için, eşcinselleri mümkün olduğunca sıklıkla ve her yerde aşağılamayı, hakaret etmeyi sakın ihmal etme. Arada bir yaptığın iş gezilerin, geç saatlere kadar süren toplantıların kimseyi ilgilendirmez. Zaten erkek dediğin karısına nerede olduğunun hesabını vermek zorunda değildir.
Toplumumuzda "kulampara" denilen eşcinsellerin de en erkek olduğunu biliyorsundur herhalde. Onlar "yapan" (aktif) olduğu için kendilerini eşcinsel olarak nitelendirmiyor. Buna da psikoloji de "inkâr" deniyor.
Iki; ünlü bir şarkıcı olabilirsin. Toplumumuzda eşcinsel şarkıcılara rağbet büyük. Burada da üç yolun var. Ya açık açık "dolaptan çıkarsın", kırıtır ve yumuşak hareketler yaparsın, ya koluna göstermelik dişiler takıp, her hafta yeni sevgililerle birlikte olduğun "zampara erkek" haberlerini magazin basınından izleriz ya da mazbut bir ünlü olmak istiyorsan, lezbiyenliği bilinmeyen bir hatunla mutlu bir yuva kurabilirsin. Bir de çocuk peydahlarsanız, oh ne âlâ! Bu son yol, karşılıklı çıkar açısından en güvenilir yoldur. Bir gün ifşa olacağın korkusunu yaşamazsın.
Üç; beni annem ve teyzem büyüttü. Şimdi evlenip onları yüzüstü bırakamam diyerek vefalı bir insan olarak müzmin bekâr olmayı seçebilirsin. Bir kez nişanlanıp ayrılırsan daha da iyi olur. Toplumumuzda değişik nedenlerle evlenmeye bir türlü vakit bulamayan(!) o kadar çok müzmin bekâr var ki.
Dört; en yakın erkek arkadaşınla aynı evi "roommate" olarak paylaşabilirsin ama özellikle tanıdıklara rastlayabileceğin yerlerde kızlarla görünmeye özen göstermelisin. Hatta adını özellikle "çapkın"a çıkarmanı öneririm.
Beş; kendi cinsel yöneliminle barışır ve şu kısacık hayatı gönlünce sürdürebilirsin. Bunun için terapi görmen gerekiyorsa gör. Cinsel yönelimini "düzeltmek" için değil, kendinle barışabilmek için. Çünkü bugüne kadar toplum baskısından dolayı kimbilir ne üzüntüler yaşadın ve zaman zaman kendinden nefret ettin. Kendinden nefret, istenilmeyen davranış ya da objenin daha da sık tekrarlanmasına yol açar ve ilave suçluluk duygusu kişiyi daha derin bataklığa sürükler. Yakınların seni olduğun gibi kabul etmiyorsa, onlar sana değil, çevrenin ne düşündüğüne önem veriyorlar demektir. Sen bu dünyaya başkalarının beklentilerini karşılamak için gelmedin.
Cinsellik hayatın sadece bir parçasıdır. Sevgiyle birlikte güzeldir. Bu nedenle cinsel yönelimini bir kimlik haline getirmemeye özen göster. Cinsel kimliğini ön plana çıkaran kişi, göğsü kıllı erkek de olsa, dekolteli derin yırtmaçlı, dudakları hep açık kadın da olsa, kıvırtmasını abartan eşcinsel de olsa, yüzeyseldir ve iticidir. Bu tür davranışlar özsaygı yoksunluğunun ve aşağılık kompleksinin göstergesidir.
Cinsel yönelimin kimseyi ilgilendirmez. Ama gizlediğinde her an açığa çıkma korkusuyla yaşarsın, abarttığında sadece "cinsel obje"ye dönüşürsün. Yaşamın doğası denge ve uyumdur. Sen hem bireysin, hem de insanlık ailesinin bir üyesi. Bu dünyaya kendini gerçekleştirmek, mutlu olmak, varlığınla bütüne katkıda bulunmak için geldin.
Sana bu mektubu yazarken oldukça yararlandığım Francis Mark Mondimore'un, Eşcinselliğin Doğal Tarihi adlı kitabını okumanı da öneririm. Eşcinsel değilsen bile hem şu anda yaşadığın duygu karmaşasını, hem de başkalarını anlamana yardımcı olacaktır.
Ve sevgili N. A. asla başkaları için başka biri olmaya çalışarak kendini harcama. Sevgiyle hoşça ol.
Nil Abla
16.01.2000 - Radikal Gazetesi, Radikal 2 eki
Radikal Gazetesi'nin online arşivinde bulunmayan bu yazıyı bizlere ileten Ayilar.net yetkililerine teşekkürü borç biliriz. - TRGI
|